OSB'ler Özelinde Yenilikçilik Ağlarındaki Değişimler

Photo by Alina Grubnyak / Unsplash

Ülkemiz girişimcilik ekosistemi başarı hikayeleri ile birlikte başarısızlık hikayeleri ile de dolu. Bu açıdan bakıldığında sanayinin kalbi olan Organize Sanayi Bölgeleri'nde faaliyet gösteren firmalar ve girişimcilik ekosisteminden bahsettiğimizde ise başarı hikayelerinin nispi olarak çok azaldığını görmek oldukça kanıksanmış bir durum.

Girişimci, elindeki ürün/hizmet artık her ne ise bunu bir entegratör ile büyütmek için yeterli bağlantı bulamamaktan, entegratörler elinde teknolojik hazırlık seviyesi uygun ürün olan yeterli girişim olmayışından ve en önemlisi de tüm bu ekosistemin finansörü durumunda olan sanayinin, ihtiyacı olan ürün veya hizmete ulaşamamaktan şikayet ettiğini görüyoruz.

Bu yapıların, bir orkestratör tarafından birbirine doğru bir şekilde bağlanması ve iş birliğinin önünde bir set olarak duran kocaman dağların, ya bir tünel açarak ya da daha uzun uğraşılarla ortadan kaldırılması gerekiyor.

Buradaki yazdıklarım, tümüyle kişisel görüşlerimdir. Öncelikle bunu belirterek söze başlamak istiyorum. Bu hususlarda birlikte çalıştığım ya da üyesi olduğum herhangi bir çalışma grubunu, firmayı ya da kurumu bağlayıcı bir yönü yoktur.

Problem Nedir ?

"Bir problem var mı ?" sorusu ile başlamak daha anlamlı olabilir belki. O halde öncelikle sanayi ve inovasyon ağları arasında bir şekilde var olan ve zamanla değişen ağ örgüsüne bir bakmak gerekiyor;

İki Yıl Öncesine Kadar Temel Ağların Birbiri İle İlişkisi

Bu şekilde bir yapı olduğunu öğrenmek de epey bir zamanımı aldı elbette. Metin boyunca Sanayici, Organize Sanayi Bölgesinde üretim faaliyetinde bulunan organizasyonları, firma ise bu faaliyetin dışında kalan ticari organizasyonları betimlemek için kullanılmıştır. Buradaki ağın tümüyle inovasyon faaliyetlerine odaklanmış olduğunu söylemek doğru olmaz. Inovasyonla birlikte bu yapının kapasite sağlama ve kapasite eşleştirme için de çalıştığını akıldan çıkarmamak gerekir. Fon sağlanması ile ilgili de ayrıca örüntüler mevcut elbette. Hatta bu konuda USİTEM gibi yapıların da varlığı söz konusu. Bununla birlikte bu şekilde bir soyutlama yapıldığında TTO'nun temel araştırmaları, Teknopark'ların ise girişimcileri desteklemek gibi temel motivasyonları daha belirgin olarak ortaya çıkıyor.

Bu yapıdaki temel bir kaç problem, tüm bir yapının beklenen sonuçları sağlamasının  önüne geçiyor;

  • Her bir düğüm tabiri caizse kendi göbeğini kendisi kesiyor
  • Her bir düğüm bu sistem içinde etkin bir şekilde var olabilmek için yeterli yetkinliğe sahip değil
  • Kendi içinde oluşan her bir domain için temel motivasyon ve başarım kriterleri farklı
  • Benzer domainler arasındaki rekabet, geliştirici olmaktan öte yıkıcı, en azından gelişimin önünü kesici bir etki yapıyor
  • Sonuncusu ve bence en önemlisi ise bu yapı içinde kar amacı gütmeyen bir güven otoritesinin olmayışı. Bu durum domain içinde bir problem değilken, domainler arası işbirliklerinde "GÜVEN" eksikliğine bağlı ürkek ve kırılgan bağlantılar oluşmasına neden oluyor.

Neden Halen Devam Ediyor

Takip eden bölümlerde bu yapıda meydana gelen temel değişimlerden bahsedeceğim. Bununla birlikte özellikle Teknopark'lar ve benzeri yapılar için söz konusu olan rekabet koşullarının ve başarım kriterlerinin neredeyse hiç değişmeden aynı şekilde devam ediyor olması üniversite domaini açısından sorunun halen devam etmesine neden oluyor. Benzer akibeti maalesef çok güzel bir girişim olan "Model Fabrika" uygulaması da paylaşıyor daha şimdiden.

Değişime Direnç Nereden Geliyor

Aslında dirençten öte, "bölgesel kalkınma" amacı ile korumacı bir yapıya sahip olan uygulamaların, iş yenilikçilik olunca çalışmadığını gösterir saha pratikleri ortaya çıkalı epey oldu. Belki de sadece entegratör seviyesinde gözetilebilecek bu durumun, uygun düzenlemelerle giderilmemesinden dolayı giderek derinleşen bir problem haline gelmesine neden oluyor.

Çözülebilir mi, Evet İse Nasıl ?

Şayet yukarıda saydığım problemler giderilebilecek olursa, kapasite sağlayıcıları ile bu kapasiteleri kullanacaklar arasında hem daha etkin ve hem de daha güçlü bir "GÜVEN" ilişkisi nedeni ile güçlü bir işbirliğinin oluşacağını söylemek mümkün. Bu durumda da ülkemiz açısından mevcut kapasitenin üreteceği artı değerin çok daha artması ve bağlı olara ulusal refah seviyesinin pozitif etkilenmesi sonucu doğacaktır.

Elbette tüm sorunlar giderilse bile yeterli nitelikli insan kaynağı önümüzdeki dönemde en büyük risk faktörü olarak durmaya devam edecektir. Zira nitelikli insan gücü tüm dünya genelinde oldukça rekabetçi bir piyasaya çoktan dönüşmüş bulunuyor.

Tek bir reçete ile bu karmaşık problemin çözülmesi mümkün değil. Bununla birlikte gerek bazı stratejilerde yapılan değişiklikler ve gerekse piyasa dinamikleri ile bir değişim yaşanıyor şu anda.

İlk Müdahale: Yenilik Merkezleri

Yaklaşık üç yıl önce kamu otoritesi, yenilikçilik ekosistemindeki domainlerden OSB domainindeki ağı biraz düzenlemek, güçlendirmek ve diğer domainler ile arasındaki ilişkiyi yapısallaştırmak için harekete geçti. Yeni tasarımın prototiplenmesi için de ülkemizde ilk "OSB Yenilik Merkezi" Manisa Oganize Sanayi Bölgesi'nde kuruldu. Üç tanesi daha açılmak üzere. Projenin tek amacı yenilikçilik ağında yeni bir arayüz oluşturmak değil elbet. Fakat bu araç olmadan da diğer amaçlarına ulaşması mümkün görünmüyor.

Öngörülen yapıda sistemin aşağıdaki şekilde yeniden yapılandırılması söz konusu;

Yenilik Merkezi İle Oluşan Yeni Yapı

Bu yapının kurulması için oluşturulan ekiple ülkemizde yenilikçilik alanında çalışan oldukça fazla kurum, kuruluş, yapı ve en nihayetinde bireysel girişimciler ve geliştiricilerle neredeyse üç yıla yakın zamandır oldukça fazla zaman geçirdim. Yenilik Merkezleri'nin, bu sorunun çözümünde oldukça önemli bir arayüz olduğunu/olacağını düşünmemek için hiçbir haklı neden göremiyorum.

Hizmet Paketi Sağlayıcıları

Önceki bölümde yenilik merkezleri ile ortaya çıkan yapının dışında kalan bir sürü kapasiteyi görünce (evet gerçekten de büyük kısmı bu yapının dışında) eksik olan bir ağ arayüzünün daha olduğunu düşünmeye başladım. Yenilik merkezi ile kapasite belirlemeye yönelik her türden girişimin sonunda da bu arayüz ile karşılaşır olduk. Elbette tek başına bir kapasite arz eden yapılar yok değil ama piyasa bu şekilde güçlü bir partner etrafında öbeklenmiş kapasite sağlayıcılarının oluşturduğu konsorsiyumlar ile dolu dense yeridir. Ve evet, kendileri bu adları koymasalar bile önceleri "teknoloji müteahhitleri" dediğim bu arayüz daha belirgin olarak ortaya çıkmaya ve hatta kendini bir arayüz olarak tanımlamaya başladı. Bugün bu eksik parçanın da eklenmesi ile yapı şu şekle dönüştü;

Güncel Durum

Bu son durumun, bir plan çerçevesinde değil de kapasite sağlayıcılarının girişimleri ile ortaya çıkmış olması oldukça önemli. Hemen birkaç örnekle bu yeni yapıları, yeni verdiğim isimleri ile "Hizmet Paketi Sağlayıcıları" kavramını açmak istiyorum. Öncelikle bu yapılar ürüne yönelik bir yenilikçiliğin parçası değiller. Üretilen ürünün üretimi sırasında gerekli olan kapasiteleri gerek yenilikçi ürün ve hizmetlerle ve gerekse geleneksel kapasitelerle sağlama yetkinliği geliştiriyorlar. Çoğu zaman karmaşık olan problemleri, kendi ağlarındaki kapasitelerle hızlı ve etkili çözmek temel motivasyonlarını oluşturuyor.

Daha çok bilişim teknolojileri alanında çalışan ve projelerde bir araya gelen (ki çoğu zaman müşteri tarafından bir araya getirilen) ekiplerin, projelerde elde ettiği deneyimi bir paket olarak yaygınlaştırma çabası ile ortaya çıkan yapılar aslında.

Birkaç örnek eminim konuyu biraz daha berraklaştıracaktır. Vodafone, Türk Telekom, Turkcell ve son olarak gigabit ethernet konusunda öne çıkan Turknet gibi iletişim firmalarının kendilerini bu şekilde tanımlamaları boşuna değil. Çözülmesi gereken bir sorunu, gerekli bir kapasiteyi parçalarından oluşturup, doğru bir iş modeli ve planı çerçevesinde teslim edebilmeleri nedeni ile bu ismi uygun görüyorum.

Temel ağlardaki domainler arasında bir "GÜVEN" otoritesinin gerekliliğinden bahsetmiştim hatırlarsanız. Bu yeni ağ arayüzünün söz konusu "GÜVEN" otoriteleri arasına katılmak konusunda elindeki en güçlü oyuncular, gerek finansal güç ve gerekse bilinirlik açısından güçlü olmaları nedeni ile telekom firmaları olarak görünüyor. Bu yaklaşım yerine elbette iş birliklerinin mevcutta yer alan kar amacı gütmeyen arayüzler tarafından seçilenleri tarafından sağlanan "GÜVEN" tercih edilmesi başarımı ve başarısızlığı doğrudan etkileyecektir.

Özellikle sektör deneyimine sahip bazı girişimlerin de bu arayüzler arasında olacağını, olmak isteyeceğini söylemek kehanet olmaz. Oldukça ilginç ve dikkat çekici bir örnek olarak Dijitohum, arayüz olmak üzere kurulmuş bir girişim. Devamının da geleceğini düşünüyorum.

Bu yapıların birleşme, bölünme şekil değiştirme gibi bir sürü duruma karşı etkin kapasiteler/arayüzler olarak kalmaları için çözümler üretilmesi gerekiyor. Özellikle arayüzden arayüze iş yapma şeklinin tümden değişmemesi için iş modelleri tasarlanması gerekiyor. Bu konuda genel geçer proje yönetimi yaklaşımları benimsenebileceği gibi, yerel dinamiklere göre uyarlanmış başka çerçeveler de geliştirilebilir.

SONUÇ

Ülkemiz yenilikçilik ekosistemi hızla dönüşüyor. Organize sanayi bölgeleri açısından değerlendirildiğinde artık beş temel arayüz olduğunu söylemek çok isabetsiz olmayacaktır. Bu arayüzler arasında "GÜVEN" tesis edildiğinde ve iş modelleri tasarlandığında tüm bir ekosistemin çok daha güçlü ve etkili işbirlikleri ortaya koyacakları rahatlıkla söylenebilir.

Şayet bir kapasite sağlayıcısı iseniz artık elinizdeki kapasiteyi arz etmek için sahada çalışmak yerine bu kapasiteyi geliştirmeye odaklanabilirsiniz. Şayet bir kapasiteye gereksinim duyuyorsanız bu kapasiteye ulaşmak için gerekli yolculukta bu yeni arayüzlerin size eşlik edeceğinden emin olabilir, halihazırda "referans" lar aracılığı ile tesis ettiğiniz "GÜVEN"i, bu yeni arayüzler sayesinde elde edebilirsiniz.

Dogan ZORLU

Dogan ZORLU